Bir imparatorluğu yöneten asıl kurucu unsur, kendi milliyetçiliğini neden en son keşfeder? 19. yüzyılın ortalarında İstanbul sokaklarında dolaşan bir Osmanlı aydınına Türk milliyetçisi olduğunu söyleseydiniz, bunu muhtemelen devlete karşı bir nankörlük ya da açık bir bölücülük sayardı. Çünkü o tarihlerde Türk olmak, koca bir imparatorluğu omuzlarında taşıyan görünmez taşıyıcı kolon olmak demekti. O kolonun kendi etnik varlığını ayrı bir kimlik olarak ilan etmesi, çatısı altındaki onlarca milleti bir arada tutan harcın çözülmesi anlamına gelirdi.
Yorum BırakZETTARİ Yazılar
Arap milliyetçiliği, tarihte belki de en yüksek sesle doğan ve en sessizce ölen ideolojilerden biridir. Milyonları coşturan bir ateş yakıp söndü. Peki bu ateş nereden geldi? Ve neden bir türlü kalıcı olamadı?
Yorum BırakBir adam düşünün. Yanında ne bankası var ne tapusu. Üzerindeki elbise kaba bir kumaş, eskimiş ama temiz yıllardır aynı. Devlet onu istiyor, makam teklif ediyor, el sıkışmak istiyor. Adam geri çekiliyor. Pek alışılageldik bir kibarlıkla değil; ısrarla, kararlılıkla, neredeyse inatla.
Yorum BırakFeminizm, eşitlik mücadelesinin adı mı, yoksa Batı’nın kendi tarihsel deneyimini evrenselleştirme girişimi mi? Bu soruyu sormak, özellikle Ortadoğu bağlamında hem kaçınılmaz hem de rahatsız edici bir hal alıyor.
Çünkü feminizm, bu coğrafyaya ulaştığında farklı bir kırılmaya uğruyor; Batı’daki siyasi ideolojiler ekseninde şekillenen hareket, İslam’ın toplumsal ve kültürel ağırlığıyla karşılaştığında kendini yeniden tanımlamak zorunda kalıyor.
Yorum BırakTarihin en keskin ironilerinden biri bazen bir toplantı odasında, sessiz sedasız doğar.
Bakanlar Kurulu’nda tekkeler ve türbeler tartışılıyor. Hamdullah Suphi Tanrıöver masadakilere pratik bir soru yöneltiyor: Fatih’in, Yavuz’un türbelerini görmek isteyen gençlere, öğrencilere, yabancılara ne diyeceğiz? Bu kapıların neden kapalı olduğunu izah etmek giderek güçleşiyor.
Yorum Bırak